Görmeden Görmek: Bedenin Söylediği Ama Aklın Duyamadığı Şeyler
Bazı insanlar konuşmaz… Ama bir bakışı, bir nefes arası, bir duruşu bile çok şey söyler. İşte o an, kelimelerin değil sezgilerin alanına geçeriz. Sözsüz iletişim tam da burada başlar.
Çünkü her insanın farkında olmadan anlattığı bir hikâyesi vardır. Yüz kaslarının gerilmesi, ellerin titrek bir kararlılıkla birbirine kenetlenmesi, bir anlık göz kaçışı…Bunların hiçbiri “rastlantı” değildir. Hepsi, kişinin bilinçaltının küçük itiraflarıdır.
Beden dili sadece güven vermek, liderlik göstermek ya da ikna etmekle ilgili değildir. Bazen de bir şeyi saklamak, bir duyguyu bastırmak ya da bir açığı örtmek için kullanılır. İşte bu yüzden, bir insanın bedenini okumak; onu çözmek değil, anlamaktır.
“Ne Söylediğin” Değil, “Nasıl Söylediğin”

Birçok insan iletişimi yalnızca konuşmak sanır. Oysa iletişim, karşındakine ne söylediğin kadar, bedeninin onu nasıl anlattığıyla ilgilidir. Çünkü ses tonun, duruşun, jestlerin; zihninden önce karşı tarafa ulaşır.Sen daha cümleye başlamadan, bedenin zaten çoktan konuşmuştur.
İşte bu yüzden biriyle ilk kez tanıştığında, kelimelerinden önce o seni çoktan “okumuş” olur. Bu okumayı değiştirmek ya da yönlendirmek, stratejik iletişimin gücüdür.
İnsanlarla bağ kurmak istiyorsan önce onları görmeyi, sonra duymayı öğrenmelisin.
Çünkü biriyle konuşurken gözlerin boşluğa değil, kalbine bakmalıdır.
Ancak o zaman gerçekten anlarsın — ve gerçekten anlaşılırsın.
Beden dili, bir süs değildir. Bir savunma mekanizması, bir iletişim aracı ve bir sezgi alanıdır. İş dünyasında, ilişkilerde, hatta kendinle konuşurken bile, farkında olmadan seni yönlendirir.
Ve işte tam da bu yüzden: Bedenini anlamak, kendini anlamaktır.



Yorumlar